|
Dostuma gidiyorum yalınayak ve yanarak… |
|
|
|
|
mahsuni gül tarafından yazıldı
|
|
Cuma, 27 Mart 2009 13:53 |
|
Dizlerinin dibine oturmuş Mevlana’yı dinliyorum. Dostluğu anlatıyor bana. Arayıpta bulamadığım yada buldum dediğim anda yitirdiğim veya gözlerimin önünde olduğu halde görmediğim dostluğu. Öylesine içten anlatıyor ki hem de, anlamakta zorlanıyorum kimi zaman? Beynim karıncalanıyor sanki? Bunun nedeni belkide dostluğu bilememem. Yada bu zamana kadar bildiğimi sandığım halde dostluğa dair hiçbir şey bilmediğimin ayrımına varmam belkide kimbilir? Sessizce dinliyorum Mevlana’yı. Usul usul konuşuyor. Kullandığı sözcükleri incitmek istemiyormuş gibi bir hali var sanki? Onu dinledikçe içimde bir şeyler kıpırdıyor sanki? Yüreğimin ta en derinlerinde bir ırmak varmış hissine kapılıyorum. Mevlana’yı dinledikçe içimdeki ırmakta yavaş yavaş akmaya başlıyor. Kimi zaman öylesine ağır akıyor ki, sanki bir kuş tüyünün hafifliğiyle vücudumun bütün gözeneklerini dolaşıyor. Kimi zamanda öylesine gürül gürül akıyor ki, sanki bütün benliğim deli taylar gibi dostluğun hazzını yaşıyor. Irmak bütün bedenimi dolaştıkça içim ürperiyor ve titriyor… Mevlana başımı okşayarak hafifçe, “Dost Dediğin” şiirini okuyor bana; “…Sevilecek biri olmadığın zamanlarda bile seni sevmeli...
Sarılınacak biri olmadığın zamanlarda bile sana sarılmalı....
Dayanılmaz olduğun zamanlarda bile sana Dayanmalı..
Dost dediğin; fanatik olmalı;
Bütün dünya seni üzdüğünde sana moral vermeli,
Güzel haberler aldığında seninle dans etmeli,
Ve ağladığında, seninle ağlamalı...
Ama hepsinden daha çok;
Dost matematiksel olmalı;
Üzüntüyü bölmeli...
Geçmişi çıkarmalı...
Yarını toplamalı...
Kalbinin derinliklerinde ihtiyacı hesaplamalı... Sevinci çarpmalı...
Ve her zaman bütün parçalardan daha büyük olmalı...
İşi bitince seni bir tarafa atmamalı...” Şiirini dinlerken dostum düşüyor aklıma. Nefes almakta zorlanıyorum. Bütün vücudum içimdeki ırmağın etkisiyle sırılsıklam oluyor. Gözlerimin ta içi yanıyor. Yavaş yavaş yanaklarımdan yaşlar süzülüyor. Sanki bir boşalma hali bu. Ama zihinsel bir boşalma hali bu. Öylesine hıçkıra hıçkıra ağlıyorum ki, sanki ömrümde ilk defa ağlıyorum? Sarsıla sarsıla, titreye titreye ağlıyorum hemde? Bir taraftan da düşünüyorum; “İnsan yazdığı yazının içinde nasıl defalarca boşalabilir ki? Böylesine boşalmak mümkünmüdür?”. “Mümkündür.” diyor Mevlana. “Bu boşalmaların seni dostuna götürecek olan çiğ damlalarındır. Sen şimdi dostuna gitmeye hazırsın artık.”diyor… Yavaşça kalkıyorum yerimden. Bana son derece huzur veren ney ve tambur sesleri duyuyorum. Eminim sizlerde duyuyorsunuzdur şimdi. Ellerimi göğsümde bağlayıp tıpkı Mevlevi semazenleri gibi semah dönmeye başlıyorum. Ben döndükçe bütün evren dönüyor sanki? Aşık Hüdai geliyor aklıma;
“…Bütün evren semah döner Aşkından güneşler yanar Aslına ermektir hüner Beş vakitle avunmayız
Canan bizim canımızdır Teni bizim tenimizdir Sevgi bizim dinimizdir Başka dine inanmayız
Hüdayiyim hüdamız var Dost elinden bademiz var Muhabbetten kalamız var Ölüm ölür biz ölmeyiz… Dostuma gidiyorum yalınayak ve yanarak… mahsuni gül
|