| AŞIK VELİNİN HAYATI VE ŞİİRLERİNDEN BİR KISMI VE ÖNEMLİ BİLGİLER |
|
|
|
| HASAN BİLGİLİOĞLU tarafından yazıldı |
| Cumartesi, 27 Haziran 2009 11:39 |
|
‘AŞIK VELİ’ KİMDİR? Aşık Veli Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı İğdecik köyünde doğdu.Köyümüzde bulunan mezar taşında ölüm tarihi Hicri 1270(miladi 1854) yazmaktadır.Yine köyün büyüklerinden edinilen bilgilere göre 60 yaşlarında öldüğü tahmin edilmektedir.Doğumu tam olarak bilinmemekle birlikte tahmini miladi 1794 tür.Annesinin adı Kamer babasının adı ise Hüseyin’dir.Aşık Veli’nin annesi ve babası da şairmiş.Doç.Dr.Doğan Kaya Tarafından yazılan ‘Emlek’te Aşıklık Geleneği’ adlı makale de 18.yy da İğdecik köyünde yaşayan şairler arasında bu iki isme rastlanmaktadır.Osmanlı Tahrir defterlerindeki kayıtlara göre bugün ki İğdecik köyü; Bozok sancağı’nın Emlak Beldesi’ne bağlı Virdikışla olarak geçmektedir.Yani çalıp söyleyenlerin,dillilerin zakirlerin kışlası anlamına gelmektedir.Bu da göstermektedir ki Aşık Veli’den öncesinde ve sonrasında köyde birçok şair yaşamış ve yetişmiş.Bugün de köyünde bağlama her evin baş köşesinde bulunmaktadır ve birçok kişi tarafından icra edilmektedir.Aşık Veli’den önce yetişen özellikle de anne ve babasına ait şiirler o yıllarda yazılı kaynak olmadığından günümüze ulaşmamış.Aşık Veli’nin şiirlerinin büyük bir kısmı ise Kuşaktan kuşağa söylenerek ve aktarılarak günümüze kadar ulaşmıştır.Yine Halk Edebiyatında büyük yeri olan ve o dönemin tek yazılı kaynakları olan Cönk’ler sayesinde Aşık Veli’nin birçok şiirine ulaşılmıştır.Aşık Veli 18. Yüzyıl sonları ile 19. Yüzyılın ilk yarısında yaşamış büyük bir halk şairidir.Şiirlerinin tümünde Türkçeyi çok ustaca kullanmış.Şiirlerini genellikle 7’li,8’li ve 11’li hece ölçüsü ile yazmıştır.Şiirlerinde aşk,günlük yaşam,gurbet,ayrılık,doğa sevgisi temalarına yer vermiştir.Bunların yanı sıra tasavvuf içerikli deyişlerde yazmıştır.Aşık Veli kendinden önceki halk ozanlarından Pir Sultan Abdal,Karacoğlan ve yine yakın köylüsü Emlek Kale köyünden olan Aşık Kemter’den etkilenmiştir.Kemter’i usta olarak kabul etmiştir.Kendisi de daha sonraki yıllarda Başta Aşık Veysel olmak üzere Özellikle Sivas,Tokat ve Malatya yöresinde yetişen birçok aşığı etkilemiştir.Deyişleri birçok aşık tarafından söylenmiş.Günümüzde de bir çok sanatçı tarafından söylenmektedir.Büyük ustalıkla yazdığı deyişlerinden bazıları başka şairlere mal edilmiş olsa da son yıllarda yapılan çalışmalar ve bulunan cönkler sonucu bu deyişlerin Aşık Veli’ye ait olduğu anlaşılmıştır(Mecnunum Leylamı Gördüm,El Vurup Yaremi İncitme Tabip;Beni ağlatırsan;Akdeniz Yakası vb.) Yine TRT adına yapılan derleme çalışmalarında Aşık Veli’nin birçok türküsü farklı yörelerden derlenmiş.Tabi ki bu derleme çalışmalarının bazılarında Aşık Veli’ye ait olan bazı şiirler maalesef başka sanatçılara ve yörelere maledilmiş.Aşık velinin yaklaşık 60 yıllık yaşamı birçok çile ve acı ile geçmiştir.Henüz on yaşındayken önce annesini daha sonra babasını kaybetmiştir.Yoksul bir ailnin çocuğu olduğu için ilk önce çobanlık daha sonra da komşu köy olan Hocabey köyünde azaplık yapmıştır.Burada azap durduğu ağanın kızı olan Suna’ya aşık olmuş ve ilk şiirlerini yazmaya başlamış.Ağa, yoksul oduğu için Suna’yı Aşık Veli’ye vermemiş.Veli de kızıp köyüne dönmüş.Daha sonraki yıllarda Suna Yozgat’ın Moğallı köyüne gelin gitmiş.Bu olay Aşık Veli’de derin yaralar açmış,Suna ile ilgili birçok şiir yazmış.Birkaç yıl sonrada Aşık Veli de Raziye adında bir kadınla evlenmiş.Raziye’den tam 7 tane kız çocuğu olmuş.Birinci eşinden erkek çocuğu olmadığı için Emlek Hüyük köyünden Zehra adında bir kadınla evlenmiş.Zehra’dan da erkek evladı olmamış.Ölümüne yaklaştığı yıllarda İlk karısı olan Raziye’den iki tane erkek evladı olmuş.Bunlardan birisi 3 yaşına gelince ölmüş.Bugün Aşık Veli’nin soyundan gelen torunları halen İğdecik köyü’nde ;Adana’da ve Ankara’da yaşamaktadırlar.Aşık Velinin tıpkı köyü gibi yöresi(Emlek) de Birçok aşık yetiştirmiştir.Suzi,Muhibbi,Kul Mustafa,Kemter,Agahi,Aşık Veysel,Ali İzzet Özkan vb. bir çok ünlü şair yörede yaşamıştır.Aşık Veli Bu şairlerden çağdaşı olan Kale Köyünden Aşık Kemter’den çok etkilenmiş ve O’nu usta olarak kabul etmiştir.Ve dostlukları Kemter ölene kadar devam etmiştir.Aşık Veli tüm halk şairleri gibi gençlik yıllarında aşk,yoksulluk ve gurbet üzerine şiirler yazmış.Daha sonraki yıllar da ise Tasavvuf konulu şiirlere ve deyişlere ağırlık vermiş.Sık sık köyünden Hacı Bektaş’a gitmiş.Orada Cem törenlerinde Zakirlik(Tarikat Aşığı) yapmış.Yine Uzun Yıllar Hasan Dede Tekkesinde kalmış orada da Zakirlik yapmış.Ünü tüm Anadolu’ya yayılmış.Şiirleri,deyişleri diller de söylenir olmuş.1926 yılında II.Mahmut tarafından Bektaşi Tekkesi’ne Bir Nakşi şeyhinin atanması ve Hacıbektaş Postşini Hamdullah Çelebi’nin Amasya’ya sürgün edilmesi ile birlikte Aşık Veli de sık sık Sivas’tan Amasya’ya Hamdullah Çelebi’nin yanına ziyaretine gitmiş.Hamdullah Çelebi ile ilgili birçok şiirler yazmıştır.Ölümü ile ilgili birkaç farklı rivayet bulunmaktadır.Aşık Veli kimilerine göre Amasya’dan,kimilerine göre Banaz’dan(Pir Sultan’ın dergahını ziyaretten);kimilerine göre ise İğdecik köyünün Dedelerinin bulunduğu o yıllarda Tokat’a günümüzde ise Yıldızeli’ne bağlı Ceniközü (Esençay) köyünden dönerken;bugün ki Yıldızeli Şarkışla sınırını oluşturan, Bozdağlarda ,Davulalan Köyü yakınındaki Sancılı Çam mevkiinde tipiye yakalanmış.Atının üzerinde giderken atı tökezlemiş ve atın eğerinin kaşı göğsüne saplanmış.Yaralı halde köyüne kadar ulaşmış ve bir hafta sonra da bu dünyadan göçüp gitmiş.Aşık Veli bir çok Halkbilimcinin,Türkoloğun ve araştırmacının da ilgisini çekmiştir.Aşık Veli’nin şiirleri bugün birçok halk şiiri antolojilerinde ve Halk edebiyatı ile ilgili kitaplarda ve dergilerde yayınlanmıştır.Ayrıca Prof.Dr. İbrahim Arslanoğlu Tarafından yazılan‘Aşık Veli’nin Sanatı ve Kişiliği’ adlı kitap 1984 yılında Kültür Bakanlığı tarafından yayınlanmış.Yine kendisi de Aşık Veli ile aynı yöreden(Emlek) olan Araştırmacı Ali İhsan Tuncalı tarafından yazılan ‘Emlek Alevi Aşıkları’ adlı kitapta Aşık Veli’ye büyük bir bölüm ayrılmıştır.Bunların dışında halk edebiyatı ile ilgili yapılan birçok araştırma, tez vb çalışmalarda Aşık Veli’ye ve eserlerine yer verilmiştir.AŞIK VELİ’NİN ŞİİRLERİÇıkayıdım altı ağacın bellereGörünür pirimin elleri bugünDost götürdü bilmediğim yerlereBeni destan etti dillere bugünŞemsi kamer dağlarına çıkıncaBana kıyıp beni böyle yakıncaArada kan olur engel bakıncaKılıçtan geçirsin başkaları bugünRakipler bakmasın o kem göz ileAzdan kavga olur azdan az ileGüzel sevmek dostluk olmaz söz ileDivan ihsan etsin kullara bugünYare peşdah çekip orda kalsam benEl bağlayıp divana dursam benVarıp dergahına yüzler sürsem benBeyaz bade sunar elleri bugünVELİM eydir Amasya’ya varıncaIrmaklar kan ağlar didem doluncaSene bin iki yüz kırk yedi oluncaEfendim bileydi hallerim bugün.Hel hel ettim hamaradan mağradanDediler bir Suna gitti bu yolaElim ile evlerini göçürdümTelli Suna gitti derler bu yolaBaşına bağlamış hindi balasıBelasını rakibinden bulasıAkbaba tekkesi Elburs* kalesiDediler bir Suna gitti bu yolaBaşına bağlamış hindi dedilerAşıklar lebinden emdi dedilerVardı Başkışlaya kondu dedilerDediler bir Suna gitti bu yolaGitmiyor yavrunun hayali sözüYarim sürmelemiş eladır gözüKalaycık geçidi Hocabey özDediler bir Suna gitti bu yolaVELİM eydir yetemedim ilkindenGöremedim püskülünden börkündenKündelenden Köklü yoldan SorgundanTelli Suna gitti derler bu yola.(*): Emlek Kale köyündeki tarihi kaledir.İşitmezler yalancının ününü 4Dudu kumru bülbül zarı da olsaBağ’u bansız bahçenin gülü derilmezAyvası turuncu narı da olsa.Nazenide garip gönül nazeniYanıyor yüreğim ezel ezeliBir hoyrata meyil veren güzeliİstemem cihanda huri de olsa.Ben neyleyim gülsüz bahçeyi barıGüle ne sebeple katmışlar harıBülbül isen diken kahrı çek bariÇek bir zaman benzin sarı da olsa.Önünden gülmeyen sonra gülemezDert çekmeyen dert kahrını bilemezŞimden sonra gönül mesut olamazVeli’nin yanında yar’i de olsa.Alıcı kuş cücesini uçursaCüce yurtta kalır evvel baz giderBir yiğit ah etse göğsün geçirseVardır hasireti ömrü tez gider.Sineme vurdular türlü düğümlerYücesine çıkmış yar bizi ünlerYar ile dem devran sürdüğüm günlerEdalı şifalı cilve naz gider.VELİM eydir garip başa ne geleDostlarım ağlaya düşmanlar güleDünya ne güle kaldı ne de bülbüleAl baharlı mor çiçekli yaz gider.Kelep kelep olmuş dostun zülüfüMah yüzüne dökmüş gider eğlenmezBilmem Hocabeyli bilmem KöşekliBir kız göçün çekmiş gider eğlenmezYedeğine almış bir katar mayaHaline münasip bir kaşı tayaSarı salta ile sıktırma sayaHilal kaşın yıkmış gider eğlenmezAdını sorarsan huridir huriTığ-ı müstakimden uygun her yeriYüreğim başına bıraktı narıCayır cayır yakar gider eğlenmez.Bir çift güzel gördüm salınıp giderCemalin şulesi beni del’ederKaşlar hilallenmiş gözler el ederDöner döner bakar gider eğlenmez.VELİM eydir bu güzeller nereliAk gerdanda çifte benler sıralıUzak gitmez bu güzeller buralıKan bulanık akar gider eğlenmez.Merhabalar Sayın İğdecikliler..Aşık Veli nin ne kadar önemli ve büyük bir halk ozanı ve kültür elçisi olduğunu genç arkadaşlarımıza göstermek amacıyla şu bilgileri vermeyi uygun gördüm.Aşık Velinin türküleri,deyişleri,duazları birçok sanatçı tarafından seslendirilmiştir.MECNUNUM LEYLAMI GÖRDÜMBu türkü TRT kayıtlarında bir süre öncesine kadar Aşık Ali İzzet Özkanın olarak kayıtlıydı.Fakat Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi hocalarından Sayın Prof. Dr.Doğan KAYA,yapmış olduğu araştırmalar sonucunda bu türkünün Aşık Veliye ait olduğunu kanıtlamıştır.Sitede de bulunan eski yazı cönkte bu açık bir şekilde görülmektedir.Yukarıda da belirttiğim gibi Aşık Veli nin türküleri birçok sanatçı tarafından okunmuştur.örneğin mecnunum leylamı gördüm türküsü caz albüölere kadar girmiş(jülide özçelik,jazz istanbıl 2008),onun dışında Erkan Oğur gibi iyi sanatçılarda kasetlerinde seslendirmiştir.KINAMAYIN AKLIM YİTİRDİĞİMİAşığın bu türküsüde ünlü türk halk müziği sanatçılarından Özcan Türe tarafından kasetinde seslendirilmiştir.AĞLARDA GEZERİM DAĞLAR BAŞINDABu türküde Muhabbet kasetlerinin birinde Muhlis Akarsu,Musa Eroğlu ve Yavuz Top tarafından okunmuştur.Ayrıca Grup Çığ da kasetlerine bu türküyü almışlardır.Bu türkü Alamut Semahı olarakta geçer.DOST DOST DİYE HAYALINA YELDİĞİMVeli nin bu türküsü Kaval sanatçısı Osman Aktaş tarafından kendi kaval kasetinde, kendi sesinden icra edilmiştir.BUGÜN YASTA(GAMDA) GÖRDÜM ZÜLFÜ SİYAHIBu semah TRT kayıtlarında Urfa Kısas yöresine ait görünmektedir.Sebebi de kaynak kişinin Kısaslı Dertli Divani olmasıdır.Divani dede de birçok cemde olsun kayıtlarda olsun bu türküyü okumuştur.Ayrıca çeşitli türk halk müziği yarışmalarında da okunmaktadır.NEREDEN GELİŞİN TURNAMSelda Bağcan eski bir kasetinde Velinin Hamdullah Çelebi ye yazdığı bu türküyü okumuştur.EL VURUP YAREMİ İNCİTME TABİPTRT kayıtlarında Ali Ekber Çiçekten alınma Aşık Sadık ın olarak geçen bu türkü de Velinin olup,Hüseyin Turan ve diğer sanatçılar tarafından okunmuştur.YAZ BAHAR AYLARI GİDEYİM DEDİMSabahat Akkiraz ilk kasetlerinden birinde bu türküyü seslendirmiştir.NASİP OLUR AMASYA'YA VARIRSANBu türkü de Erdal Erzincan ın eşi Mercan Erzincan tarafından kasetinde okunmuştur.BU TÜRKÜLERİ DAHA NİCELERİ KASETLERİNDE, KONSERLERİNDE,TELEVİZYON PROGRAMLARINDA, RADYOLARDA OKUYORLAR.NİCELERİ DE ŞİİR YAZARKEN VELİ DEN İLHAM ALIYOR.BÖYLE BİR AŞIĞI YAŞATMAK BOYNUMUZUN BORCU OLMASI GEREK.SAYGILARLA...HASAN BİLGİLİOĞULEMLEK YÖRESİNİN ARKEOLOJİK DOKUSU"(Bu araştırma yazısı Musa TOKMAK tarafından yazılmıştır ve Musa TOKMAK'dan izin alınarak Konya Selçuk Üniversitesi, Klasik Arkeoloji Bölmünce Tez haline getirilmiştir)"Emlek yöresi diye tarif edilen bölge yukarı Kızılırmak bölgesinin batı kesimde olan ve bir çok köyü kapsayan bir bölgedir.Şu anda konumuza dahil olan bu köyler:Çaglayan, Mescitli, Sivrialan, Emlek Hüyük, Ortaköy, Erenyurt, Sarıkaya, Alakilise, Saraç, Ortatopaç, Çiçekliyurt (Çakal), Alaçayır, Kaymak, Karauz, Ilyashacı, Karacaören, Benlihasan, Alaman, Yahyalı, Kala, Beyyurdu, Kavak. Ancak günümüzdeki bu yerleşim alanlarının gerçekten Emlek bölgesine girip girmedikleri bu konumuzun kapsamı dışında olmakla birlikte esasen elde edilen verilerin değerlendirilmesine katkıda bulunduklarından dolayı seçilmişlerdir. Çeşitli zamanlarda bu bölgenin arkeolojik dokusunu çıkarmak maksadıyla bölgede araştırmalar yapılmıştır ve en kapsamlısı Arkeolog A.Tuba ÖKSE[1][1] tarafından yapılmıştır (1992 den itibaren halen günümüzü dek devam etmektedir)Bölgenin arkeolojik yapısına baktığımızda tarihi günümüzden yaklaşık 7000 yılına kadar gitmektedir.Yani yüzey araştırması sonucunda bölgedeki ilk yerleşimin Kalkolitik (Bakır Taş Çağına) kadar gitmektedir.Buda M.Ö.5500-3000 yılına gelmektedir.Yüzey araştırmaları çok farklı olmakla birlikte genellikle bu bölgede seramik parçaları[2]. [2] toplanarak elde edilen verilerin yorumlanmasıyla elde edilmiştir.Kalkolitik yerleşimden önceki, tarih öncesi yerleşimler hakkında henüz bu bölgede bir çalışma yapılmamıştır.Ve bu araştırma konumuz Kalkolitik çağ ile başlamaktadır.Bölgenin arkeolojik yapısına baktığımızda,bölgedeki ilk Kalkolitik alanlar Mescitli,Sivrialan,Erenyurt,Saraç,Sarıkaya köylerinde bir yerleşim alanı tespit edilip Ortaköy de üç tane tespit edilmiştir.Ve dikkat edilirse Kalkolitik yerleşim alanları hepside yanyanadır yani Beserek dağından doğup Ortaköy Kızılırmak bölgesinde nehire dökülen bölgenin en büyük deresi olan Değirmenözü deresinin etrafında kurulmuştur.Zaten suyun olması bu yerleşim alanlarının olabileceğini doğrulamaktadır. Şimdi kısaca Kalkolitik çağın özeliklerine bir bakalım.Adını taşın yanısıra bakır kullanımından da alan Kalkolitik Çağ, kültür tarihinde ilk ön kent kültürlerinin başladığı dönem olarak bilinir. Yeni veriler, madenin ilk işlenmesinin Neolitik Çağ'ın Çanak Çömleksiz evresinde başladığını ortaya koymuşsa da, kullanımının çeşitlenmesi ve yaygınlaşması bu dönemde gerçekleşmiştir. MÖ yaklaşık 5.000-3.000 yılları arasına tarihlenen Kalkolitik Çağ, İlk, Orta ve Son olmak üzere üç aşamada incelenir. Gelişkin tarım ve hayvancılık, insanın sosyal yapısındaki değişimleri giderek çabuklaştırmıştır. Yöneticiler, din adamları, çeşitli zanaatçılar gibi farklı grupların yanısıra anıtsal mimari, savunma ve sulama sistemleri, uzak mesafe ticareti ile lüks/prestij maddelerinin ticareti gelişmiştir. Bu gelişim sonucu, Anadolu'da, söz konusu çağ yerleşme yerlerinin sayısının 852'ye ulaştığı görülür. Önemli merkezler arasında, batıdan doğuya, Bakla Tepe (İzmir), Liman Tepe (İzmir), Hacılar (Burdur), Beycesultan (Denizli), İkiztepe (Samsun), Alişar (Yozgat), Domuztepe (Adana), Yumuktepe (İçel) Arslantepe (Malatya), Değirmentepe (Malatya), Girikihaciyan (Diyarbakır) sayılabilir[3][3]Kalkolitik çağın sona ermesi ile Erken Tunç Çağı başlamaktadır. M.Ö. 3000-2000. Kalkolitik çağına ait bölgede toplam dokuztane yerleşim alanı tespit edilmiştir. Ancak Erkentunç Çağına gelindiğinde Bölgedeki toplam yerleşim alanı üçe düşmektedir. Bu bölgeler şunlardır. Emlek Hüyük, Erenyurt ve Benlihasan. Bu bölgeler tamamen birbirlerine yakın olmamakla birlikte yerleşim alanları bölgelere dağılmıştır. Kalkolitik çağda belirli bir alanda toplanmış olan topluluk bir sonraki aşamada farklı bölgelere dağılmış ve Emlek bölgesinde Erken Tunç yerleşim alanınındaki bu azalma tamamen tesadüf olmamakla birlikte eski iklim koşularına bağlıdır [4] Son Buzul çağından sonra dünyada belirli dönemlerde belirli derecede soğuma ve ısınma olayları gözlenmiştir.M.Ö.4 binli yıllarda devam eden ısınma sonucunda step diye tarif edilen emlek yöresinin kuzey kesimlerinde (Mescitli, Sivrialan, vb. yerler ve yükseltileri olan tepelik ve dağlık alanda kuraklığa sebeb olmuştur. Yani bu bölgedeki Kalkolitik Çağ yerleşim alanlarında kurak iklim tipi hüküm sürmüştü.Ancak daha alt seviyede olan Ortaköy Saraç gibi, köylerde ise bugünden daha sıcak ve nemli bir iklim (Klimatik Optimum/Atlantik dönem)hüküm sürmüştü. M.Ö. 3000-2000 lerde ise birden kendini soğumaya bırakmıştır. Ve bunun sonucunda steplerden nehir vadilerine göçlere neden olan kurak bir dönem başlamıştır (Suboreal Dönem).Eski Tunç çağına denk gelen (M.Ö. 3000-2000) döneminede, bu devirdeki antik yerleşim alanlarının Emlek yöresinde az olmasının sebebi tamamiyle bu iklimdeki soğumaya bağlıdır ve antik toplumun kendilerine daha sıcak bölgelere göç etmelerine sebeb olmuştur. Aşagıdaki istatistik veiler zaten bunu göstermektedir.M.Ö.2000 lerin başlarında dünya tekrar ısınmaya başlamıştır ve bölgeki yerleşim hızla kendini belli etmeye başlamıştır. Emlek bölgesindeki Eski Tunç çağındaki insanlar tarım yaparak geçiniyorlardı.Hayvanları evcileştirmişlerdi. Bakır,Kurşun,Gümüş ü kabaca işliyorlardı. Kerpiçten yapılmış, düz damlı, tek odalı, dört köşeli evlerde oturuyorlardı. Üstün bir işçilik ve bezeme özelliği gösteren Çanak Çömlek yapmakla birlikte taş ve kemikten heykellerde yapmaktaydılar.Ölülerini yaygın olarak döşeme altına,Çukurlara,Küplere ,Taş ve ağaç altlarına gömerlerdi. Eski Tunç Çağının bir özelliğide henüz nedeni bilinmeyen bir sebebden dolayı tüm Anadoluyu kapsayan bir yangının var olmasıdır.Eğerki bu çağa ait yerleşim alanları incelendiği zaman yerleşim alanlarının son kalıntıları olan taş temellerde yangını izini tespit etmek mümkündür.Bu büyük bir ihtimalle Emlek yöresi eski Tunç Çağı yerleşim alanları içinde doğrudur. Bölgedeki Orta Tunç ve Geç Tunç Çağı yerleşim alanları aşağıda verilmiş olmakla birlikte Eski Tunç Çağına ait olan diğer tüm sosyal yapıdaki özellikler bu dönem içinde geçerlidir.Ancak aşağıki tablo halindeki yerleşim alanlarına baktığımızda Eski Tunç çağından itibaren Emlek yöresinde yerleşim alanlarının arttığı dikkatimizi çekmektedir.M.Ö.2000 yıllar Anadoludaki Hittit uygarlığının ilk görüldüğü yıllar olmakla birlikte bu devirlerde Hittitliler genelllikle doğal savunmalı yerleri dercih etmişler.Emlek yöresinin coğrafyasına baktğımızda özellikle Kızılırmak nehrinden itibaren kuzeye gidildikçe yükseltiler artmakla birlikte Mescit köyünde denizden seviye 1876 m kadar çıkmaktadır.Eski Tunç ,Orta Tunç ve Geç Tunç Çağ yerleşimlerinin olduğu alanlar aşağıdaki tabloda özetlenmiştir. Ve yine dikkat edilirse Tunç çağına ait yerleşim alanları özellikle Ortaköye merkez olan alanlarda yoğunlaşmıştır. Ve dikkat edilmesi gereken bir noktada Hittitlerin Demiri yoğun olarak kullandıklarıdır.Yine yapılan çalışmalarda Mescitli’yi,Sivrialan’ı ,Emlek Hüyük’ü ve Ortaköyü içine alan Değirmenözü deresinin etrafındaki Demir madeni kaynaklarıdır.Yapılan araştırmalarda[5] Sivrialan,Hüyük ve Ortaköy’de Tunç Çağından kalma Demir madeni yatakları tespit edilmiştir.Demiri eritmek için gerekli olan odunun çevredeki sık ormanlık alanlardan karşılamışlardır.Bu bulunan değerlerden yola çıktığımzda Tunç çağındaki yerleşimlerin varlığı, yüksek yerlerdeki yerleşim alanlarınında demir maden ocaklarının olması ve Hittililerin başkenti Hattuşaş a bir kaç saatli mesafede olmasından dolayı, Emlek yöresinde Ortaköy merkez olmak şartıyla Hittit yerleşimden söz etmek mümkündür.M.Ö.3000 yılın sonlarında tüm dünyada olduğu gibi Emlek bölgesindede sıcaklık attı. Buna bağımlı olarak nüfüsda arttı.Tarımdaki gelişme sayesinde büyük toprak zenginlerinin zenginlemesine ,böylece ticaret kapasitelerinin çoğalmasına sebeb olmuştur.Bunun sonucu olarak kent nüfüsunun belirli seviyede artmasına sebeb olmuştur.Tunç çağında Emlek bölgesinde küçük yerleşim alanları yerlerini büyük yerleşim alanlarına bırakmıştır.Yani nüfüs küçük alanlardan büyük alanlara doğru kaymıştır.Ve bu bölgeki küçük boyutlu yerleşim alanlarının büyük boyutlu yerleşim alanlarına oranı daha düşüktür.Vede küçük boyutlu yerleşimler büyük boyutlu yerleşim alanlarından pek uzak değildir.Tunç çağı yerleşim alanlarının genelde Değirmenözü deresi etrafında toplanması buna işaret etmektedir.Arkeolojide 5 hektara kadar olan yerleşim alanlarına köy tipi küçük yerleşimler ,5 hektardan büyük olan alanlara şehir tipi yerleşim yani büyük tip yerleşim olabileceği farz edilmektedir[6].Bu varsayımdan çıkarak ,aşağıdaki köylere ait toplu kalıntıların verildiği listeyi incelediğimizde Kalkolitik çağda sadece Ortaköyde bir 8 hektarlık bir yerleşmenin var olduğunu görmekteyiz.Takip eden çağlarda yani Eski,Orta ve Geç Tunç çağlarında yine Ortaköyün bir merkez olduğu tespitinde bulunabiliriz.Yani Ortaköy Tunç çağlarında yakın çevrasindeki köylerden daha büyük bir yerleşime alanına sahipti ve nüfüsu daha fazla idi.Bunda Kızılırmak’a olan yakınlığıda etkili olmuştur. Emlek bölgesinde Demir çağa ait olan yerleşim alanlarında yine bir artış olmuştur.Yine merkez Ortaköydür.Demir çağın en önemli özelliği Hittit uygarlığını Anadoludaki üstün varlığıdır.Hittitliler zamanında Kızılırmak ın batı bölümüne ‘Yukarı Ülke ‘ diyorlardı .Acaba Ortaköy bu bölgeye ait çok önemli,ticari potansiyeli olmuş bir şehri içindemi taşıyor? Kalkolitik,Eski Tunç,Orta Tunç,Geç Tunç çağlarında Emlek yöresindeki bitki türlerine baktığımızda[7] Çam,Köknar,Ladin,Kızılağaç,Gürgen,Kayın,Fındık,Ardıç,Meşe gibi agaçların yanında Papatyagiller,Çoban değneğigiller,Peygamber çiçeği,Gelin Düğmesi gibi kır çiçekleri bulunmaktaydı.Tabiki bu veriler bölge yakınlarında yapılan polen analizleri sonucunda elde edilmiştir. Bölgediki hayvan türlerine baktğımızda :Geyik,Yabani Boğa,Ayı,Kunduz,Vaşak ve steplerde Eşek,Tavşan,Sincap,Fare,Yabani Koyun,Yabani Keçi,Ceylan,Ördek,Güvercin,Puhu kuşu ve Kablumbağa özellikle M.Ö.3000-800 yılları arasında yoğun olarak bulunmaktaydı. Demir çağın ardından bölgede Hellenistik çağ başlamaktadır.Bu devirde Emlek bölgesi diye tarif ettiğimiz alanda çeşitli şekillerde küçük prenslikler vardı.Hittit uygarlığının ardından bölgeye Kapadokya krallığı eğemen oldu.Hellenistik dönemin en önemli yerleşim alanı Ortaköy ve çevresindeki köyler etrafında toplanmıştır.Özellikle Kızılırmak vadisine yakın köylerde Hellenistik döneme ait yerleşim alanları tespit edilmiştir.Bununda sebebi belirli bir medeniyet seviyesine ulaşan insan topluluğu su ve su kaynaklarından en iyi şekilde yararlanmak istemeleridir.Bölge daha sonraları M.Ö. 588 Medler ve M.Ö. 585 Lidyalılar tarafından yönetilmiştir.Bölgedeki en önemli tarihi buluntular Roma ve Bizans dönemine ait olan verilerdir. Hellenistik dönemden sonra takip eden ara krallıklardan sonra,Armenia Krallığı gibi,bölge Roma imparatorluğunun eline geçmiştir.Emlek yöresine ait köylerde tespit edilen çeşitli formlarda olan Sütün kalıntıları ve çeşitli şekillerdeki taş işlemeler,bölgede yoğun olarak Roma imparatorluğu yerleşim alanlarını göstermektedir.Yine Roma dönemine ait ana yerleşim alanlarının Ortaköy ve çevresindeki köyler olduğunu aşağıdaki tablodan görmekteyiz.M.Ö.395 yılında Roma imparatorluğu ikiye bölünmesinin ardından Emlek bölgesinde Bizans dönemi başlamıştır.Bizanslılarda Kharsianan-Dağ geçitleri vardı.Bu dağ geçitlerinde askeri kaleler vardı.Emlek bölgesine ait yerleşim alanlarına baktığımızda genelikle yerleşim alanlarının Değirmenözü deresi çevresindaki alanlarda olduğunu görmekteyiz.Buda gösteriyorki Dağ geçitleri Kalelerinin mevcut olma ihtimali doğrulamaktadır. Sonuç olarak şunu diyebilirizki ,henüz Emlek bölgesinde Arkeolojik bir kazı yapılmamıştır.Bölgenin arkeolojik dokusu sadece yüzey taraması sonucunda elde edilen verilerin yorumlanması sonucunda elde edilmiştir.Hangi köyde ne tür ve hangi medeniyete ait bir yerleşimin var olduğu ve yerleşim alanlarının tam detayı, sistematik bir kazı sonucunda elde edilebilirki buda yıllarca sürecek bir çalışma demektir.Yapmamız gereken tek şey arkeolojik kültürümüze sahip çıkalım.Onları koruyalım.Eğer taş bir sütün varsa onu inşaatlarda kullanmayalım!Çünkü o tarih bize aittir.Emlek Yöresinde Âşıklık GeleneğiAşık veli kimdir? Sorusuna bir çok köylümüz herkesin bildiği klasik bilgiler dışında farklı çok fazla bir şey söyleyemez. Aşık veli ismi tarihsel olarak uzun zamandır bilinmesine rağmen kendi doğduğu köydeki yakınları ve köylüleri ona uzun zaman sahip çıkamadı. Bunda en önemli etken aşık veliği tanıyamama ve bunun sonucu olarak genç kuşaklara aktaramamış olunması; Ancak son 5-6 yıldır geleneksel olarak aşık veli adına yapılan şenlikler bu eksikliği azda olsa ortadan kaldırmıştır.Bügün her iğdecikli gencinden yaşlısına şenlikle aşık veliği daha iyi öğrenme şansına sahip oldu ancak şenlikler eğlenmek boyutunda kalması aşık veliği eğitici ve öğretici çalışmaların olmaması şenliklerin kısırlaşmasına neden olmuştur. İnternetten yaptığımız araştırmada acı ama bir gerçekle karşılaştık oda aşık veliği araştıran kişilerin yada yazanların sınırlı olması ve de bunların için tek bir iğdecikli bulunmaması veya kaynak olarak gösterilmemesi gerçekten bu kabul edilecek bir şey değil.Türkiyedeki tüm il kültür ve turizm müdürlüklerinin internet adreslerinde aşık veli ile ilgili Gülay öz adında sivrialanlı duyarlı bir kişinin yazısı olması sahiplenme açısından ayrı bir duygu iken Biz iğdecikliler açısından da düşündürücü olması gereken bir olay.Gülay özün aşık veli ile ilgili söylediği bu sözlere bakalım” onun adını küçük yaşlarda tanıdım. Çünkü benim de doğuduğum köy olan Sivrialan da Alevî-Bektaşiliğin usta zakir ve dedeleri vardı. Âşık Veysel'in yakın arkadaşı Hıdır Dede amcazadelerimizdendir. Çoğunluğu Aşık Veli türküleri söylerdi. Aşık Veli türkülerini beşikten beri dinlerdim. İleriki yıllarda hep Hıdır Dede Âşık Veysel muhabbetleri usumdan çıkmaz olmuştur “Aşık veliyi birazcık bilen kişi aşık Veyselin ,aşık veliden has aldığını bilir. Bu açıdan Aşık veli’nin büyüklüğü ve değeri daha iyi anlaşılıyor ancak onu bir marka yapıp genç kuşaklara aktarmak ve tüm topluma yaygınlaştırma için akademik olarak kurumlaşmak Aşık veliye kültürüne yapılacak en önemli katkı olacakdır.İğdecik Hüseyin 18. HüseyinKamer 18. KamerVeli 19. VeliSarı Hacı 20. Hacı |
| Son Güncelleme: Pazar, 28 Haziran 2009 09:24 |















